Kırk milyar yıl önceydi. O zamanlar da icat edilmiş bir şeyler yoktu. Hatta işlenmiş bir günahta yoktu, yenilmiş bir elma da... Bende yoktum. Ne bir kelebek ne de kelebeğe hayat veren çiçekler... Hiçbir yoktu anıların daha başlamadığı zamanda.
Bir anda olmuştu her şey ve duygular sinmişti hayatımıza. Ne olduysa o zaman başlamıştı ilk dokunuş.
...doğum günüm,
Bir tırtıldım daha… Hayatı sürünerek keşfediyordum. Bazen dokunarak bazen de koklayarak hissediyordum sürüngenliğim içinde doğayı. Konuşmalarım anlam vermiyordu hiç bir canlıya. Sanki tırtıl olarak doğmuş ve öyle yok olacaktım fani dünyada. Bunu hiç kabullenemedim her nedense. Kaçtım ben gibi olanlardan ve olmayanlardan. Tüm erzakları aldım yanıma. Bir kutu içine hapis ettim kendimi… Gerçi ben hep esirdim. Zorluk vermedi beni oraya teşvik eden hisler.
Günler geçti. Bulutların gözlerinden damlayan yağmurlar dokundu kimi zaman kabuğumun yüreğine, kimi zaman da güneşin isyan kokan nefesi… Ben hiç çıkmadım kutudan. Kendimle yüzleştim çok defa. Çok defa sorular sordum kendime. Tüm kişiliklerim bedenime doluşmuştu her seferinde. Yutkunuşlarım boğazımda düğümleniyor konuşmakta bile zorlanıyordum. Bulunduğum karanlığı bile göremiyordum. Sadece hissediyordum. Hislerimi hiç kaybetmemiş olmak belki de beni hayata bağlıyor az da olsa. Kabuğumdan çıkmamalıydım. Üzerimdeki ağırlık ancak böyle dinecekti. Ancak böyle son bulacaktı kenara atılmışlığımın azap dolu yükü… Ve böyle olmalıydı son sürünüşlerim…
Yirmi yıllık hayatımın ilk günündeydim. İçime birikenlerin dışa çıkması gerekiyordu. Artık özgürlüğün nefesini çekmeliydim içime. Suskun olmamalıydım. Susmamalıydım. İşte o an içine saklandığım kozamı yırttım tüm gücümle. Kabuğumu parçaladım isyankar bir çocuk gibi. Sanki bu birikmiş olan isyanın verdiği bir haykırıştı. Dışarı attığımda kendimi, güneşi gördüm. Gözlerim kamaşmıştı hasret kaldığım, hayran olduğum gezegene bakarken. Güneşi artık farklı gözle görüyordum. Tüm renklerini görüyordum artık. Önceleri gökkuşağında görmüştüm bu renk cümbüşünü.
Gözlerimi kapadım. Korkmuştum aslında... Korktum bundan sonraki sürprizleri görmekten. Korku veriyordu içimdeki tarifsiz bir his. Kabuğuma tekrar çekilsem diyor, beynimdeki gelgitlerle alabora oluyordum. Ruhumun dehlizlerinde kayboldum bir an. Kendimi arıyordum ruhumun derinliklerinde gözlerim kapalı. Karar vermiştim. Gözlerimi açtım. Gerildim. Özgürlüğü çektim içime… Sürprizler devam ediyordu. Vücuduma garip bir yük sarıldı. Sırtımdan boyumu geçen kanatların yükselmesi hayli korku vermişti bana.. Tedirgin bakışlarla izledim süzülen bedenimdeki parçayı. Rüya görüyor olmalıydım. Gözlerimi kapadım. Tekrar açtım. Önümdeki gölgede görüyordum hep başkalarında gördüğüm, kıskandığım kanatları. Hep imrenmiştim özgürce uçanlara. Onlar her zaman yer değiştirebiliyorlardı. Ben gibi sürünen bir böcek değillerdi. Acaba bende. Öldüğümü sandım yine çaresiz düşünceler eşliğinde.
Ellerim kadar kanatlarımı hareket ettirebiliyor ve onlarla dans edebiliyordum. Belki de geçen yılların en büyük ödülü buydu benim için. Yükselmek uçmak, özgür olmak. Buydu belki de bana hediye edilen özellik. Düşüncelerim dans etmeye başladı. Oturdum. Saatlerce bu kuram üzerinde düşündüm. Kanatları nasıl kullanabilirdim. Özgür olabilir miydim acaba bende.
Çırpındım. Çırpındıkça yükseldiğimi farkettim. Çırpındım biraz yükseldim. Sonra sağa sola çarpmaları yaşadım. Amaçsızdım çünkü. Her yükseliş sonrası her defasında yıkıldım. Yine denemek istedim. Odakladım. Ve uçuyordum. Farklıydım artık. Yerde sürünenleri bile görebiliyordum.
Benim gibi özgür olanlarla yakalamaca oynuyordum. İsmini bilmediğim o kadar canlı vardı ki. Ama çok yer değiştiriyorlardı. Onların hızına yetişmek benim için imkansızdı. Bunun acısını çok defa yaşadım. Yaşayacaktım da. İmkansızları elde etme tutkusu. Bu sefer bunu çok erken anladım. Her özgürlüğün bir bedeli mutlaka vardır. Sürprizler işte beni korkutan kabuslar.
Kendimi tanımak için bir günü daha geride bırakmıştım. Daha önce seneleri bırakmıştım. Artık gençliğimin ilk günü bitmişti. Artık anlıyorum ki her içe kapanmanın sonunda tekrar hayata bağlanma saracaktı beni. Ve oldu da. Bu sefer o karanlık kabukta olmamalıydım. Korkular... Her defasında beynimi istila ediyor.
Aşk keşfedilmişti artık. Bende başkalarından gördüğüm gibi yaşamıştım daha önceleri. Başkalarından gördüğüm gibi çiçeklere aşık oldum. Her çiçeğe kondum sürünen bedenimle. Yapraklarını kemirdim kimilerinin. Kimilerini de sadece koklamakla yetindim. İç güdülerimin esiriydim o zamanlar. Bir tırtıldım. Bilmediklerimi tatmak birinci görevim haline gelmişti. Çok çiçeklerin canı da yanıştı bu yüzden. Koklamakla yetindiklerim... Onlarla paylaştım çok şeyimi. Anılarımı, hatıra yaptığım sandıkta sakladığım ip yumaklarını da. Ve onlardan da çok şey aldım. Sandıklara kapatılası, saklanılası çok şeyi. Başkalarının bakış açısıyla onlarla sevişiyordum sanki. Oysa ben hayatta kalma mücadelesi yapıyordum. Tabi onlar böyle tanımlıyorlardı bunu. Ben onlarla paylaştıklarımı kimi zaman kimsecikler duymasın diye kulaklarına fısıldadım. Mutluluklarımı, hüzünlerimi ve dahasını...
Çok çiçeği kaybettim. Ayaklar altında ezilenlerimi desem, yoksa kavurucu güneş sıcaklarında yananlarımı ya da susuzluktan solanlarımı. Çoğunu kaybettim sonuçta. Bir kaçı da başkalarının kuklası oldu.
Bir daha o karanlık kabuğa hapis olmayacaktım. Duramazdım artık bu yaşadığım yerde. Uçmalıydım, uçacaktım. Belki de güneşin doğdu yere. Ve orası olmalıydı. Oraya göçenler tekrar doğuyordu. Beni bekliyordu biliyordum bunu. Güneş hep imrenmiştim. Çünkü o bizi izliyordu. İstediğini kavuruyor, istediğine hayat veriyordu. Bana da hayat verebilirdi. Beni bekliyordu oraya uçmalıydım.
Bir tutku kapladı içimi. İçindeki heyecanı anlatamazdım. Dinleyeceklerde yoktu zaten. Kanatlarımı açtım tekrar. Odaklandım ve. Uçuyordum. Yerdekilerin bakışları eşliğinde kaçtım adeta. Kaçtım işte. Bayağı yol aldım. Keşfedecek bir şeylere ihtiyacım yoktu. Uçmalıydım güneşin battı yere. Güneşin doğacı yere. Çok zaman geçmişti. Yoruldum. Güneşi göremez olmuştum. Batışıyla birlikte yorgunluğum artmıştı zaten. Onun yerine arkadaşı nöbet tutuyordu gökyüzünde. Kendimi kimsenin olmadığı yerde buldum. Daha sonra adını sık sık anacağım kayıp şehirde.